GİRİŞİMCİLİK · TEKNOLOJİ · YATIRIM
12369İstanbul
12369Londra
12369Paris
12369Pekin
12369Moskova
12369Atina
12369Los Angeles
Ana sayfa/Haber arşivi/Köşe Yazıları

Hizmet İhracatında Yeni Dönem: Mevzuat Değişti, Peki Sahada Ne Değişti?

Son aylarda hizmet ihracatı yapan firmalarla konuştukça hep aynı sahneyle karşılaşıyoruz: firma yurt dışındaki müşterisine yazılım satıyor, danışmanlık veriyor, döviz faturası kesiyor, tahsilatını Türkiye’ye getiriyor. Ama iş devlet desteklerine gelince cevap genelde şu oluyor: “Bizim için de destek var mı?” İşin aslı, 2026 hizmet ihracatı açısından gerçekten önemli bir yıl oldu. 27 Şubat 2026’da yayımlanan […]

Hizmet İhracatında Yeni Dönem: Mevzuat Değişti, Peki Sahada Ne Değişti?

Son aylarda hizmet ihracatı yapan firmalarla konuştukça hep aynı sahneyle karşılaşıyoruz: firma yurt dışındaki müşterisine yazılım satıyor, danışmanlık veriyor, döviz faturası kesiyor, tahsilatını Türkiye’ye getiriyor. Ama iş devlet desteklerine gelince cevap genelde şu oluyor: “Bizim için de destek var mı?”

İşin aslı, 2026 hizmet ihracatı açısından gerçekten önemli bir yıl oldu. 27 Şubat 2026’da yayımlanan 10962 sayılı Hizmet İhracatının Tanımlanması, Sınıflandırılması ve Hizmet Sektörlerinin Desteklenmesi Hakkında Karar ile sistem baştan yapılandırıldı; ardından gelen uygulama Genelgesi de desteklerin nasıl işleyeceğini ayrıntılı biçimde ortaya koydu.

Bu değişikliği sadece “destek limitleri değişti” diye okumak bence eksik olur. Yeni sistemin asıl farkı, hizmet ihracatına çok daha programlı bir yapı getirmesi.

Artık soru yalnızca “hangi harcamam destekleniyor?” değil

Eski sistemde firmalar genelde tek tek destek kalemine bakıyordu: “Fuara gittim, destek alır mıyım?”, “Yurt dışında ofis açtım, kira desteği var mı?”, “Google reklamı verdim, bunun bir karşılığı var mı?” Bu sorular hâlâ geçerli, ama sistem artık firmanın uluslararasılaşma sürecinin bütününe bakıyor.

Yeni yapının merkezinde Hizmet Sektörleri Atılım Programı, Markalaşma Programı ve Sürdürülebilirlik Programı var. Atılım Programı özellikle genişledi; bilişimden danışmanlığa, eğitimden finansal teknolojilere, dijital aracılıktan kültürel ve kreatif endüstrilere, lojistikten sağlık ve spor turizmine kadar pek çok hizmet sektörünü kapsayan temel yapılardan biri haline geldi.

Yani artık firmaya sadece “hangi faturayı destek kapsamına sokabiliriz?” diye bakmak yetmiyor. Asıl soru şu: bu şirketin önümüzdeki birkaç yıllık uluslararasılaşma planı ne? Doğru destek stratejisi de ancak bu sorunun cevabından sonra kurulabiliyor.

Sahadaki en büyük yanılgı: “İhracat yapıyorum, o halde destek alırım”

Maalesef sistem bu kadar otomatik işlemiyor. Firmanın yurt dışına fatura kesmesi elbette önemli, ama destek tarafında sektör, yararlanıcı niteliği, faaliyetin türü, destek kapsamı, Bakanlık’ın yayımladığı listeler, gerektiğinde ön onay süreçleri, ödeme belgeleri, sözleşmeler ve başvuru süreleri hep birlikte değerlendiriliyor.

Mesela firma bize geliyor: “Geçen ay Almanya’da bir etkinliğe katıldık, bunun desteğini alalım.” Bizim ilk bakacağımız şey faturanın tutarı değil. Etkinlik Bakanlığın güncel listesinde mi? Faaliyet hangi destek unsuruna giriyor? Harcama hangi şirket üzerinden yapılmış, fatura kime kesilmiş, ödeme nasıl gerçekleşmiş, başvuru süresi hâlâ açık mı?

Etkinlik listede yoksa bile iş bitmiş sayılmaz; güncel Genelge, uygun etkinliklerin listeye eklenmesi için bir başvuru mekanizması da tanımlıyor. Ama bu talebin etkinliğin başlangıç tarihinden en az bir ay önce yapılması gerekiyor. Danışmanlığın kritik noktası da tam burada başlıyor: destek, harcama yapıldıktan sonra değil, harcama yapılmadan önce planlanmalı.

2026 sisteminde etkinlik desteği hâlâ çok kıymetli

Hizmet ihracatçısı firmaların en çok kullandığı destek alanlarından biri uluslararası etkinlikler. Yeni Karar’la yurt dışı etkinlik katılımına ilişkin uygun giderler genelde yüzde 50 oranında ve etkinlik başına 1,5 milyon TL’ye kadar destekleniyor; etkinlik prestijli sayılırsa bu üst limit iki katına çıkabiliyor. Yurt içindeki desteklenen etkinliklerde ise oran yine yüzde 50, üst limit etkinlik başına 600 bin TL; prestijli etkinliklerde burada da limit iki katına çıkıyor.

Ama sahada asıl mesele rakam değil, liste. Firma dünyaca bilinen bir etkinliğe katılmış olabilir; etkinliğin büyüklüğü tek başına destek almaya yetmiyor, güncel desteklenen etkinlik listesi ve ilgili şartların mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Bu yüzden müşterilerimize hep aynı şeyi söylüyoruz: yurt dışı etkinliğe katılmaya karar verdiğiniz gün danışmanınıza haber verin, etkinlikten döndüğünüz gün değil. Bazen birkaç haftalık gecikme, alınabilecek bir desteğin tamamen kaybedilmesine yol açabiliyor.

Bilişim şirketleri için yeni yapı özellikle dikkat çekici

2026 düzenlemesinin önemli taraflarından biri bilişim ve dijital hizmetlere getirilen destek yapısı. Bilişim veya dijital aracılık sektöründeki yararlanıcıların yazılım, mobil uygulama, dijital oyun veya dijital aracılık platformlarının yurt dışı pazara girişine yönelik belirli barındırma giderleri yüzde 50 oranında ve yıllık 5 milyon TL’ye kadar destekleniyor.

Reklam, tanıtım ve pazarlama tarafında ise kapasite çok daha yüksek: dijital ürün tanıtım desteğinde oran yine yüzde 50, yıllık üst limit 50 milyon TL. Ürün sayısı ve ürün başına uygulanacak üst limitler de ayrıca düzenlenmiş durumda. Bu yüzden SaaS, yazılım, mobil uygulama, oyun ve teknoloji firmalarının 2026 sistemini eski mevzuat alışkanlıklarıyla değerlendirmemesi gerekiyor.

Bir yazılım şirketinin artık sadece “yurt dışına fatura kestim” demesi yetmiyor; hangi ürünü hangi ülkeye taşıyacağını, hangi pazarda reklam vereceğini, hangi etkinliklere katılacağını, hangi sertifikalara ihtiyaç duyacağını, hangi ülkelerde marka koruması sağlayacağını ve yurt dışında fiziksel yapılanmaya ihtiyacı olup olmadığını önceden planlaması çok daha önemli hale geldi.

Hedef ülke artık sadece bir liste değil

Yeni sistemde dikkat edilmesi gereken bir başka nokta hedef ülkeler. 10962 sayılı Karar, belirli destek unsurlarında faaliyetin Bakanlık’ın belirlediği hedef ülkelerde veya bu ülkelere yönelik gerçekleştirilmesi halinde destek oranının 20 puana kadar artırılabilmesine imkân tanıyor.

Bu küçük bir ayrıntı değil: aynı reklam kampanyasının, aynı etkinlik stratejisinin ya da aynı yurt dışı yapılanmasının hangi ülkeye yönelik yapıldığı, destek sonucunu doğrudan değiştirebiliyor. Dolayısıyla ihracat stratejisi ile teşvik stratejisi artık ayrı düşünülemez. Firma önce ülkeyi seçip sonra “burada destek var mı?” diye bakmak yerine, pazar potansiyeliyle destek mekanizmasını birlikte değerlendirmeli. Elbette hiçbir firma sadece teşvik var diye bir ülkeye girmemeli; ama zaten girmeyi düşündüğü üç pazardan biri destek açısından daha avantajlıysa, bunun yatırım kararında dikkate alınması gayet doğal.

Markalaşma artık yolun devamında

Yeni yapı bize açıkça şunu gösteriyor: devlet yalnızca firmaların ilk ihracatını artırmak istemiyor, uluslararası pazarda kalıcı olmalarını istiyor. Bu yüzden sistemin bir tarafında Atılım Programı, diğer tarafında Markalaşma Programı var. Markalaşma Programı bilişim, dijital aracılık, eğitim, gastronomi, hava yolu yolcu taşımacılığı, konaklama, film, lojistik, sağlık turizmi ve ulaştırma altyapısı gibi belirli sektörlerde uygulanıyor.

Burada önemli olan şu: her firma aynı aşamada değil. Almanya’da ilk kez fuara katılacak bir şirketle, beş ülkede müşterisi olan ve markasını global ölçekte büyütmeye çalışan bir şirketin ihtiyacı aynı olamaz. Yeni destek mimarisi de firmaları tek bir kalıba sokmak yerine, farklı gelişim aşamalarına göre değerlendirmeye çalışıyor.

Sürdürülebilirlik de artık gündemde

2026 sisteminin yeterince konuşulmayan başlıklarından biri Sürdürülebilirlik Programı. Program; bilişim, danışmanlık, dijital aracılık, eğitim, finansal teknolojiler, fuarcılık ve kongre turizmi, gastronomi, konaklama, lojistik ve taşımacılık, sağlık ve spor turizmi, teknik müşavirlik ve uygunluk değerlendirme gibi geniş bir sektör grubunu kapsıyor.

Bu bize önemli bir şey söylüyor: hizmet ihracatında rekabet artık sadece fiyat ve satış üzerinden okunmuyor. Belgelendirme, kurumsal kapasite, sürdürülebilirlik standartları ve uluslararası pazara uyum da sistemin bir parçası haline geliyor.

Peki firmalar bu desteklerden neden hâlâ yeterince haberdar değil?

Çünkü hizmet ihracatı birçok şirketin zihninde hâlâ “ihracat” olarak oturmuş değil. Bir yazılım şirketi kendini teknoloji şirketi, bir danışmanlık firması kendini profesyonel hizmet firması, bir eğitim şirketi kendini eğitim kurumu olarak görüyor. Oysa Ticaret Bakanlığı açısından bu şirketler belirli koşulları sağladıklarında aynı zamanda birer hizmet ihracatçısı.

Sahada bazen yıllardır yurt dışına hizmet satan bir firmayla karşılaşıyoruz ve ilk toplantıda öğreniyoruz ki: şirket bugüne kadar hiçbir hizmet ihracatı desteğine başvurmamış. Fuarlarını kendi bütçesinden ödemiş, yurt dışı reklamlarını kendisi karşılamış, marka tescillerini yaptırmış, yurt dışında ofis açmış — ama bütün bunları teşvik sisteminden bağımsız yürütmüş. Asıl kayıp da tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü devlet desteğinin amacı firmanın zaten yapmayacağı bir harcamayı yaptırmak değil; uluslararasılaşmak isteyen firmanın maliyetinin bir bölümünü paylaşarak daha hızlı ve güçlü büyümesini sağlamak.

Destek almak için dosya hazırlamak değil, sistem kurmak gerekiyor

2026’nın hizmet ihracatı konusunda bize öğrettiği en önemli şey bence bu. Teşvik danışmanlığı artık faturaları toplayıp sisteme yüklemekten ibaret değil. Firma hangi ülkelerde büyüyecek, hangi faaliyetleri gerçekleştirecek, hangi etkinliklere katılacak, hangi giderlerde önceden işlem yapılması gerekiyor, hangi destek listeleri kontrol edilmeli, hangi harcamanın hangi şirket üzerinden yapılması gerekiyor, başvuru süresi ne zaman başlayıp ne zaman bitiyor — bütün bunların baştan planlanması gerekiyor.

Örneğin güncel Genelge’de etkinlik katılımı gibi belirli desteklerde başvuru süresi, faaliyetin bitiş tarihinden itibaren altı ay olarak belirlenmiş. Altı ay uzun görünebilir, ama etkinlik bittikten sonra fatura, ödeme belgesi, katılım belgeleri gibi evraklar farklı departmanlarda dağılınca bu süre hızla eriyor. Bu yüzden firmalara verdiğimiz en basit tavsiye şu: önce faaliyet planı, sonra harcama, ardından doğru belge ve zamanında başvuru. Sıra tersine döndüğünde destek alma ihtimali de ciddi biçimde düşüyor.

Son söz: teşvik artık ihracatın sonunda değil, planlama masasının başında olmalı

Hizmet ihracatı Türkiye için giderek daha stratejik bir alan haline geliyor, 2026’daki düzenleme de bunu destekleyen daha bütüncül bir sistem kuruyor. Ama mevzuat ne kadar genişlerse genişlesin, firma sistemi bilmiyorsa destek kâğıt üzerinde kalıyor.

Bugün hizmet ihracatı yapan bir şirket yöneticisinin sorması gereken soru sadece “devlet bize ne kadar destek veriyor?” olmamalı. Bence doğru soru şu: “Önümüzdeki iki yıl yurt dışında ne yapmak istiyoruz ve bunların hangilerini doğru planlarsak devlet destekleriyle birlikte gerçekleştirebiliriz?”

Çünkü teşvik sisteminde mesele çoğu zaman daha fazla harcama yapmak değil; zaten yapılacak doğru harcamayı, doğru zamanda, doğru mevzuatla eşleştirmek. 2026’daki yeni hizmet ihracatı sistemi tam olarak bunu gerektiriyor. Ve sahada gördüğümüz kadarıyla, önümüzdeki dönemde desteklerden en fazla yararlanan şirketler yalnızca en fazla ihracat yapanlar olmayacak; ihracat planıyla teşvik planını aynı masada yönetenler olacak.

Damla Şaran

Nora DG Danışmanlık

Haberi paylaş