GİRİŞİMCİLİK · TEKNOLOJİ · YATIRIM
12369İstanbul
12369Londra
12369Paris
12369Pekin
12369Moskova
12369Atina
12369Los Angeles
Ana sayfa/Haber arşivi/Köşe Yazıları

Yanlış Programa Başvurmak, Hiç Başvurmamaktan Daha Pahalıya Patlıyor

Girişimcilik ve iş dünyasında her sabah yeni bir “fırsat” dalgasıyla uyanıyoruz. LinkedIn akışımız açılan yeni kuluçka merkezleri, havalı hızlandırma programları, mentörlük ağları ve “Büyümek istiyorsanız hemen başvurun” diyen çağrılarla dolu. Masanın hem danışmanlık hem de müşteri tarafında yıllarını geçirmiş kişiler olarak, bu çağrıların arkasındaki o görünmez tuzağı çok iyi biliyoruz. Sosyal medyadaki o parıltılı…

Yanlış Programa Başvurmak, Hiç Başvurmamaktan Daha Pahalıya Patlıyor

Girişimcilik ve iş dünyasında her sabah yeni bir “fırsat” dalgasıyla uyanıyoruz. LinkedIn akışımız açılan yeni kuluçka merkezleri, havalı hızlandırma programları, mentörlük ağları ve “Büyümek istiyorsanız hemen başvurun” diyen çağrılarla dolu. Masanın hem danışmanlık hem de müşteri tarafında yıllarını geçirmiş kişiler olarak, bu çağrıların arkasındaki o görünmez tuzağı çok iyi biliyoruz. Sosyal medyadaki o parıltılı vitrinlere bakıp içimizden o tanıdık ses yükseliyor: “Geri kalmamalıyım, bu programa kesin başvurmalıyım!” ve biz işletmelerimizin bu heyecanını çok iyi anlıyoruz.

Ancak sahada yaşadığımız, gördüğümüz ve bizzat tecrübe ettiğimiz çok net bir gerçek var: Yanlış bir programa dahil olmak, o sürece hiç girmemekten çok daha büyük bir finansal ve operasyonel yıkım getiriyor. Sırf üst limiti yüksek ya da popüler diye yanlış bir devlet desteği programına başvurmak, o destekten hiç faydalanmamaktan çok daha büyük bir zaman ve finansal kayba neden olabiliyor.

Neden mi? Çünkü hiç başvurmadığınızda en azından nerede durduğunuzu bilirsiniz. Kendi yağınızla kavrulur, elinizdeki kısıtlı kaynakları korursunuz. Yanlış bir programa girdiğinizde ise sadece zaman kaybetmezsiniz; odak noktanızı, enerjinizi ve en önemlisi şirketin yaşam bağını masada bırakırsınız.

Çünkü bizim dünyamızda “bedava para” diye bir şey yoktur. Her bir devlet desteği; taahhütler, ağır bürokratik süreçler, denetimler ve en önemlisi “özkaynak yönetimi” demektir. Eğer firmanızın yapısına, finansal gücüne ve 5 yıllık stratejisine uymayan bir programa sırf “teşvik alacağız” diye girerseniz, günün sonunda faturayı hibe alarak değil, şirketin yaşam bağını masada bırakarak ödersiniz.

Vitrin Parıltısı ve “İçeride Kimse Yok” Sendromu “Milyonluk Destek” Masalının Perde Arkası

Bir müşteri zihniyetiyle, yani o hizmeti alan, parasını ya da zamanını oraya yatıran kişi olarak bir programa girdiğimde ne beklerim? Bana rehberlik edecek gerçek uzmanlar, network’ünü benimle cömertçe paylaşacak insanlar ve işimin röntgenini çekecek bir vizyon.

Peki, gerçekte neyle karşılaşıyoruz? Çoğu zaman koca bir illüzyonla.

Logoları devasa, web siteleri kusursuz olan birçok programın içine adım attığınızda, aslında bomboş bir kabukla karşılaşıyorsunuz. Herkesin sadece kendi reklamını yaptığı, kimsenin kimseyi dinlemediği WhatsApp grupları; sektörü sadece kitaptan okumuş, yukarıdan bakan mentörler ve sadece “yapılmış olmak için” takvime sıkıştırılmış, hiçbir çıktısı olmayan paneller.

İşte o an anlıyorsunuz: Siz o program için vizyoner bir girişimci değilsiniz. Siz, onların fon sağlayıcılara ya da sponsorlara sunacağı raporlardaki “başvuru sayısı” veya “katılımcı grafiği” makyajından ibaretsiniz.

Bir müşteri zihniyetiyle düşündüğünüzde son derece haklısınız: “Devlet personelimin maaşını, fuar masrafımı, alacağım makineyi destekliyor; neden girmeyeyim?” Ancak madalyonun bir de arka yüzü var ve biz ortak olarak her projemizde firmalarımıza bu yüzü göstermekle yükümlüyüz.

Örneğin, Ticaret Bakanlığı’nın o havalı Turquality veya Marka Destek programlarını ele alalım. Yıllık limitlerin yüz milyonlarca liraya ulaştığını gören her işletme sahibi buraya koşmak istiyor. Ya da KOSGEB’in en yeni Kapasite Geliştirme Destek Programı’na. Ancak içeri girdiğinizde sert bir bürokratik gerçeklikle çarpışıyorsunuz.

Eğer kurumsal altyapınız hazır değilse, harcamaları mevzuata uygun faturalandıramıyorsanız veya en önemlisi “parayı önce cebinizden harcayacak” nakit akışınız yoksa, o destek sadece kağıt üzerinde kalır. Devlet parayı önden vermez; siz harcarsınız, aylar süren incelemelerden sonra hakkınızı alırsınız. Yanlış programa girdiğinde, destek alacağım derken banka kredileri altında ezilen, sırf hibe şartını bozmamak için ihtiyacı olmayan yatırımları yapmaya devam eden onlarca müşterinin finansal krizine bizzat şahit olduk.

Gizli Maliyet: Zaman Sadece Nakit Değildir, Yaşam Bağınızdır

Sırf popüler diye veya bir tanıdığınız “biz aldık, çok iyi” dedi diye yanlış programa başvurduğunuzda firmanıza kestiğiniz o gizli faturayı göstermeye çalışalım,

Girişimcinin ya da bir işletmenin en kıymetli, geri döndürülemez sermayesi zamandır. Yanlış bir programa başvurduğunuzda ödediğiniz o gizli faturayı alt alta yazalım:

• Fokus ve Operasyon Kaybı:

KOSGEB veya Bakanlık projesi yönetmek, içeride tam zamanlı bir mesai demektir. Satış ekibinizin ya da mali müşavirinizin haftalık 15-20 saatini revizyon taleplerine, hak ediş dosyalarına ve harcama belgelerini toplamaya ayırması gerekir. Asıl işinizi büyütmeye harcayacağınız enerji, evrak takibine kurban gider.

• Yanlış Yatırım Tuzağı: Proje onaylandıktan sonra pazar değişebilir ve siz o makineyi almaktan vazgeçmek isteyebilirsiniz. Ancak proje taahhüdünü bozduğunuzda cezai müeyyidelerle karşılaşmamak için, sırf “hibe yanmasın” diye firmanıza hiçbir katma değer sağlamayacak harcamaları yapmaya devam edersiniz. Nakitiniz yanlış yere gömülür.

• Geri Alım ve Ceza Riski: Yanlış kurgulanmış, firmanın mali yapısıyla uyuşmayan projeler denetimlerde patlar. Devlet, iki yıl önce size ödediği hibeyi yasal faiziyle geri istediğinde, aldığınız o teşvik işletmeniz için bir lütuf değil, kâbus haline gelir.

Günün sonunda, hiçbir teşvike başvurmayıp sadece kendi bütçesiyle müşterisine ve pazara odaklanan rakibiniz sizi çoktan geçer. Siz ise elinizde klasörler dolusu evrak ve bloke olmuş bir nakit akışıyla kalakalırsınız. İşte bu yüzden yanlış program, hiç başvurmamaktan daha pahalıya patlar.

Bir “Müşteri” Gibi Seçici, Bir “Danışman” Gibi Soğukkanlı Olmak

Biz danışmanlık verdiğimiz tüm firmalara ortak bir prensip olarak her zaman şunu söyleriz: Biz devletin verdiği paraya göre iş kurmayız; kurduğumuz doğru işe göre devletin parasını alırız.

Bir sonraki destek çağrısına başvurma düğmesine basmadan önce, kendinize şu üç soruyu sormak zorundasınız:

• Bu desteğin getireceği taahhütleri taşıyacak finansal ciğerimiz var mı? (Harcamayı önden yapıp, hak ediş sürecini 6-9 ay finanse edebilir miyiz?)

• Bu proje bizim 3 yıllık stratejik büyüme planımızla örtüşüyor mu? (Yoksa sırf hibe var diye mi bu yazılımı veya makineyi alıyoruz?)

• İçeride bu bürokrasiyi yönetecek operasyonel disipline sahip miyiz?

Sevgili işletme sahipleri, her açılan teşvik kapısından içeri girmek zorunda değilsiniz. Kaçırma korkusu (FOMO) ile plansızca girilen her devlet desteği, işletmenizin sırtına vurulmuş ek bir yüktür.

Nitelikli ve firmanıza tam oturan tek bir programdan (örneğin nokta atışı bir e-ihracat ya da dijital dönüşüm desteğinden) faydalanmak, her yere dosya verip hiçbirinden sonuç alamamaktan çok daha değerlidir.

Unutmayın; yanlış teşvik projesi sizi büyütmez, sadece devletin resmi sistemlerinde “aktif projesi olan ama nakdi biten” bir istatistiğe dönüştürür. Ve bizim dünyamızda bu hatanın faturası çok ama çok ağırdır.

Gamze Burcu ERESEN

Nora DG Danışmanlık

Haberi paylaş